BEN İLÇE BAŞKANI OLSAYDIM!

                     Yazının başlığına bakarak böyle bir niyetim olduğunu düşünmeyiniz. Siyasette bu kadar kirlenmiş kişilerin sahnede olduğu yerde olmam mümkün değildir. Güvenilecek insan sayısı ise bir elin parmakları kadar az ve onlarda olup biteni uzaktan izliyor.

                     Ancak ben ilçe başkanı olsaydım şunları yapardım diyerek bir tartışma ortamı oluşsun, aday olmayı düşünenlere de faydamız dokunsun istiyorum.

                    Örneğin, kendi başıma çıkıp asla aday olmazdım. Birkaç mahallenin veya grubun desteğini alarak aday olurdum. İlçe kongresinde ise “blok liste” ile asla aday olmazdım.  

                    Parti içi demokrasi amacım, karşıtlarımı kucaklamak ise ilk hedefim olurdu. Yönetim, delege, üye arasında sürekli bağ kuracak bir proje hazırlar ve derhal uygulardım.   

                   Beni desteklesin veya desteklemesin kongreler bittikten hemen sonra mahalle sorumlularını delegeler arasında yapılan seçimlerle belirler, mahalle sorumlularıyla her ay periyodik toplantılar yapardım.  

                  İlçenin giderlerini karşılamak amacıyla her üyenin aidat ödemesini sağlayacak çalışmalar yapar, aidat ödemeyen üye sayısını en aza indirir, gelir getirecek etkinlikler düzenlerdim. Bu çalışma ile partide parası olanın söz sahibi olmasının da önüne geçerdim.

                 Parti içi eğitime önem verir, öyle “ben eğitmenim eğitim aldım” diyenlerle değil, eğitimin içinden gelen, taraf olmamış, kirlenmemiş nitelikli kişilerle, üyenin bilinç seviyesini yükseltmeye çalışırdım.

                İlçe yönetim kurulunda her üyenin eşit koşullarda çalışmasını sağlar, icra görevlerini tek kişiyle değil yönetim kurulundan oluşacak komisyonla sürdürürdüm.

                On beş günde bir yazılı veya sözlü Zonguldak gündeminin değerlendirildiği basın toplantısı veya basın açıklaması yaparak şehrin sorunları karşısında partimizin çözümlerini anlatırdım..

                 Milletvekilleri ile sürekli iletişim halinde olur, onların meclis çalışmalarını takip eder, verdikleri soru, araştırma veya yasa tekliflerini el ilanı şekline getirerek halka dağıtırdım.

                 Üye güncellemesini ilçe yönetiminde oluşturacağım bir komisyonla mutlaka yapardım.

                 Yönetim kurulu ve mahalle sorumluları toplantısında yaptıklarımızın hesabını verir, yapmayı düşündüğüm çalışmalara katkı vermelerini sağlardım.

                  Parti tüzüğünün gereği olan üye danışma kurulu toplantılarını altı ayda bir salonda, daha küçük çaplısını ise üç ayda bir ilçe başkanlığında yaparak sürekli hale getirirdim.  

                  Partiye oy veren ancak parti üyesi olmayan nitelikli kişileri mahalle sorumluları aracılığıyla tespit eder ve partiye kazandırırdım.

                 Üye olması için kararını aldığım kişilerin üyelik işlemlerini takip eder, üyeliğin kabul edilmemesi gibi bir saçmalığa asla müsaade etmezdim.

                 Kadın ve Gençlik kollarını kurar ve sorumluluk vererek aktif hale getirirdim.

                  Bunlar ilk aklıma gelen çalışmalar. Yönetim kurulunda görev alanlarla bu çalışmaları daha da artırmak mümkün.    

                  Tekrarlayayım ki yanlış anlaşılmasın veya kimse işine geldiği gibi yorumlamasın. CHP’de herhangi bir göreve talip değilim, paniğe kapılmanıza gerek yok!  

                 Peki, “bunları neden yazdın” sorusuna cevabım şudur.

                 Son yıllarda ilçe başkanlıklarına aday olan kişilerin hiç projesi olmadığını biliyorum. Ayrıca geçmişte görev yapanlar, ilçe başkanlığına aday olurken birkaç mahallenin delegesini bir araya getirip desteğini almadıkları gibi, parti içinde bir grubun önermesiyle de aday olmadılar.

                Geçtiğimiz 10-15 yıla bakınız. İlçe Başkanlığına soyunanların tamamı milletvekili ve belediye başkanı olmayı düşünen kişilerin desteğiyle aday oldular ve bir süre sonra kuklaya dönüştüler.   

                Bir başka önemli husus ise şudur. Uzun zamandır il ve ilçe başkanlarının projeleri olmadığı için kendilerini genel merkezin memuru gibi görüp emir beklediler. Genel Merkezin her yaptığını doğru kabul ettiler, görüş bildirmeye dahi çekindiler. Genel Merkezde bir şekilde görev almış kişilerin iki dudağı arasından çıkacak söze göre tavır alıp, ne yazık ki ceketlerini iliklediler.

              Oysa partide işleyiş yukarıdan aşağı olduğu gibi, aşağıdan yukarıda olması gerekir. CHP sosyal demokrat bir kitle partisidir ve bu işleyiş çok gereklidir.

              Siyaset arenasında tanımaktan çok mutlu olduğum kişiler oldu. Ancak biri kadın iki kişiyle uyum içinde ve zevkle çalıştım. Çünkü düşündüklerimizi, yapmamız gerekenleri açıkça tartışarak hareket ettik. Bir birimizden saklı gündemimiz olmadığı için, güven problemi de yaşamadık.

              Bakınız siyasette bazı kişiler çok fazla şanslıdır. Yıllardır mücadele eden dürüst, kendi çıkarını asla düşünmeyen insanların, partide delege bile yapılmadığına şahit olmuşsunuzdur. Bazıları ise hiç emek harcamadan makam sahibi olmuşladır. Bu görevi yapamayacağını söylediği halde yardımcı olursunuz. Her çağırdığında koşar, kendi çıkarınızı hiç düşünmeden yapılması gerekenleri, doğru olanı anlatırsınız. Yönetim içindeki arkadaşlarına küser, darılır, ikna eder görevine dönmesini sağlarsınız.  

             Ama bir gün gelir ona ihtiyaç duyup aradığınızda “müsait olmadığını ve hemen döneceğini” söyler dört gün sonra yine siz ararsınız.

             İşte onun için diyorum ki siyasetten yüz kızartıcı suç işleyenleri, görevini kötüye kullanıp çıkar sağlayanları, hesap sorulduğunda sağa sola saldıranları, birilerinin kuklası olanları, ahde vefası olmayanları desteklemeyin.

             Gücünüz yetiyorsa bu kişileri defterinizden de silin. Ben öyle yapıyorum size de öneririm.      

 

            TURGUT GÜVEN