Dün akşam günlük yazılarımdan birine başladığım dakikalarda terör Ankara’da  bir kez daha canlar aldı.. Bütün yazacaklarım bir anda uçup gitti.. Kendimi ne kadar zorlasam da olmadı, düşünsel olarak çöktüm diyebilirim..

                Sorumsuzca patlatıldı, kimi hedef alacağı düşünülmeden.. Terör saldırısı baharının ilk günlerinde, hayal aleminin en doruğunda yaşayanları yok ederken bedenlerini de paramparça etti bu sorumsuzluk..

                Yaşanan terör olaylarında sorumluluk hissetmeyenleri, güvenlik zafiyeti yok diyerek, terörü şiddetle kınamayı görev edinen  siyasilerimizi de aklınızdan çıkarmayın..

                Bundan üç yıl önce bu “iki sorumsuz taraf ” aynı masanın etrafında oturmuş, “analar ağlamasın” sloganı ile halka umut aşılamaya çalışmışlardı..

                Terörist başına “sayın” demek moda olurken, PKK paçavralarını ve bebek katilinin posterlerini “çözüm süreci” adı altında serbest bırakmıştı “siyasi sorumsuzlar”. Bu aymazlıklarını televizyonlarda övünerek anlatmışlardı üstelik..

                Terörle mücadele yerine, müzakereyi seçenler tüm uyarılara da kulaklarını kapamışlardı.. Yapmayın etmeyin, gittiğiniz yol, yol değil, teröre destek bumerang gibi döner sizi vurur denilse de dinleyen olmamıştı..

                Şimdi klasik bir Orta Doğu ülkesine döndük, bataklığın içinde yarı belimize kadar gömülü durumdayız..    

                Oysa birileri kürsüden “ey Fransa senin haber alma örgütlerin ne iş yapar” diyordu..  “Siyasiler ülkede yaşayan insanların can güvenliğinden sorumludur, insanlar neden oy veriyorlar” diye de ilave ediyordu..

Altı ayda Ankara’da üç terör saldırılarında 173 masum insanın yaşamı elinden alındı.. Sorumlusu yok ve yukarıdaki sözleri söyleyenler bile sorumluluk hissetmiyor..        

                Her patlama sonrasında terör örgütü de, siyasi iktidarda aynı şeyi yapıyor..  Yayın yasağı, sosyal medyaya erişimi kısıtlama.. Sonunda yine aynı “kınama ve bizi kimse yıldıramaz” teraneleri.  Sıra sorumluluk almaya gelince ortada kimseyi göremiyorsunuz.. Sorumluluk almayan siyasi iktidar altı aydır başkente Emniyet Müdürü atayamıyor ama hala sorumlu değil…

                Demokrasinin yaşatıldığı bir ülkede yaşanan terör olayları sonrasında sorumlu siyasi iktidardır.. O iktidarın Başbakanı ve İç İşleri Bakanı bu sorumluluğun bedelini öder..

                Terör saldırısı sonrası yayın yasağının bir başka amacı ise siyasi iktidara gelecek eleştirilerin önünü kesmek.. Yandaş medyada yapılan yayınlara bakın ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.. Hatta “ak trollerden” biri “terörle yaşamaya alışmalıyız” deme  aymazlığını gösterdi..

                Terör karşısında uluslar arası arenada yalnız kaldığımız gibi, itibarımızda kalmadı..! Fransa da geçtiğimiz aylarda gerçekleşen terör olayı sonrasında uluslar arası destekle iki milyon insan terörü lanetlenmiş  ve ulusal yas ilan edilmişti.. Fransa teröre karşı uluslar arası destek sağlayarak net bir duruş sergilenmişti..

                Ülkemizde ise Suudi Kralı öldüğünde ilan edilen ulusal yas teröre verdiğimiz canlardan esirgendi.. Uluslar arası destek ise sadece sözde kaldı.. Çünkü uluslar arası arenada “teröre destek veren ülkeler statüsünde” görülüyoruz..

Teröre karşı birliktelik mesajı verilecek  miting ise göze alınamıyor ki, gündeme bile gelmiyor..  Çünkü iktidarı ile muhalefetiyle ülke çıkarı için dahi birlikte olamıyoruz..

Geçtiğimiz aylarda mecliste terörün araştırılmasına AKP ve MHP milletvekilleri hayır diyordu.. Terör karşısında birleşemediğimizin en güzel kanıtı bu..

Ya muhalefet..!

Onlarda sorumluluk kabul etmeyen iktidar gibi davranıp kınayıp geçiyorlar.. Üç gün sonra Salıdan, Salıya muhalefet anlayışına geri dönerler..

Birlikte alanlara çıkmak mı? Kendi üyelerinin bile güveninin kaybetmiş iki muhalefet lideri (Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli) sizce böyle bir miting yapabilir mi?

Aslında siyasi iktidarın yandaşları satır aralarında gerçeği yazıyor..

1 Kasım seçimleri sonrasında yandaş medyadan birini manşeti şuydu..!

Ya başkanlık ya kaos..!

İşte o kaosu yaşıyoruz.. Yarın dondurucuya konulan “çözüm süreci” masaya gelirse hiç şaşırmayın..  Çünkü başkanlığa giden her yol mubah..

 

TURGUT GÜVEN