Ak Parti’de kongre süreci başladı…

Kulisler, ittifaklar İl Başkanı Zeki Tosun ve Merkez İlçe Başkanı Mustafa Çağlayan üzerine kuruluyor.

Her iki isim de şimdiye dek gerçekleşen tüm seçimlerde başarılı oldular.

Üzerlerine oynayanlarsa ne partide, ne de hayatta bir başarısı bulunmayanlar!

Tosun ve Çağlayan başarılarına bakılırsa kalırlar, kulis ve ittifaklara kalırsa?

İşte orası muamma!

 

Mustafa Çağlayan ilçe başkanlığına atandığı günden bugüne dek İl Başkanı Zeki Tosun ile aralarının limoni olması iddiaları ile gündeme geldi.

Zeki Tosun, son basın açıklamasında ‘sorulmadığı’ halde bir nevi iddialara da yanıt verircesine; ‘Çağlayan’ın 2 sene önce İlçe Başkanlığına atanma kararının doğruluğunu bir kez daha anladık’ diyerek ‘birliktelik’ mesajı verdi.

Şu durumda öyle de olması gerekiyor.

Çünkü tüm kulisler ikisinin etrafında dönüyor.

Başkanlık hesabı yapanlar Çağlayan’ı yemenin, Milletvekilliği hesabı yapanlar da Tosun’u yemenin derdinde!

 

Tosun ve Çağlayan birbirlerine kenetlenirken çevrelerindeki sahte yüzlere, yalan sözlere, menfaat gereği oluşan dostluklara dikkat etmeliler.

Şu sıralar tam da onların durumlarına uyan bir hikaye ile yazıyı kapatalım;

 

Bir ‘kaplumbağa’ ile ‘akrep’ dost olmuşlar.

Birlikte ormanın nimetlerinden yararlanırken, ormanın sundukları yetmez olmuş ve iki dost kafa kafaya verip yiyecek bulabilecekleri yeni yerler aramaya başlamışlar.

Uzun bir süre ormanda ilerleyen kaplumbağa ve akrebin karşısına ormanı ikiye ayıran bir nehir çıkmış.

Akrep üzgün ve mahzun bir ses tonuyla kaplumbağaya dönerek; ‘Ey Kaplumbağa, dostum, görüyorsun ya seninle burada yollarımız ayrılıyor’ der.

Şaşıran kaplumbağa akrebe; ‘neden yollarımız ayrılsın ki’ diye sorunca Akrep; ‘Önümüzde akan şu nehri görmüyor musun ey dostum? Ben bu bedenle o nehirden nasıl geçebilirim ki?’ diye yanıt verir.

Akrebin üzgün halini gören kaplumbağa; ‘Ettiğin lafa bak! Ben ne güne duruyorum. Biz kötü gün dostu değil miyiz? Atla sırtıma, ben seni karşıya geçiririm’ der ve akrebi sırtına alır almaz nehrin azgın sularına dalar.

 

Nehrin tam ortasına gelmişlerdi ki kaplumbağa sırtında ‘tık tık’ diye bir ses duyar.

Akrebe; “kulağıma ‘tık tık’ diye sesler geliyor. Sende duyuyor musun?” diye sorar.

Akrep hemen cevaplar; ‘Evet duyuyorum. O sesler benden geliyor. Çünkü seni iğnemle sokmaya çalışıyorum’ diye yanıt verir.

Derin bir hüzne kapılan ve hayal kırıklığına uğrayan kaplumbağa; ‘Biz seninle dosttuk. Ben sana dostluk görevimi yerine getirip seni nehrin karşısına geçirmeye çalışırken sense beni sokmaya çalışıyorsun’ der.

Akrep yine hemen yanıtlar ve der ki; ‘Sen yaradılışın gereği dostun için yapman gerekeni yapıyorsun, ama benim yaradılışım da bunu gerektiriyor. Yaradılışım gereği her fırsatta iğnemi başkalarına sokarım.’

 

Burada kaplumbağa Tosun ve Çağlayan oluyor.

Akrep ya da akrepler mi?

Her iki isim de akreplerin kimler olduklarını çok iyi biliyorlar.

Hatta bazı zamanlarda uzun süre sırtlarında taşıdıkları ve iğnelerine maruz kaldıkları bu akrepler için gerçek dostlarına bile sırt çevirdiler.

Tosun ve Çağlayan gerçek dostlar ile dost görünümlü akrepleri ayırt etmeliler.

Kongre sürecinde ya bu akrepleri çevrelerinden uzaklaştırıp gerçek dostlarına yakın olacaklar ya da dost sandıkları akrepler tarafından sokulmayı göze alacaklar.