Bugün siyaset falan yok.. Sizlere güzel düşünülüp yazılmış iki kitaptan bahsetmek istiyorum..

                Biri “Yandım Ela Gözüne” Mevlüt Kırnapçı, diğeri “Eşekten Uçağa” Şerafettin Üstünkol tarafından yazılmış.. 

                Kitapların yazarları birbirlerini tanıyor mu.? Bilmiyorum.! Sanırım birbirlerini tanımıyorlar.. Her iki kitabı dikkatlice okumuş biri olarak en kısa sürede tanışmalarını öneririm, çünkü aynı toprağın insanları ve yöre ile ilgili ortak özelliklerinin çok fazla olduğunu düşünüyorum..

                Mevlüt Kırnapcı ile bu güne değin benimde tanışma şansım olmadı.. Kitabını ve kendisi ile tanışmamı öneren arkadaşım Şerif Cihan oldu.. Kırnapçı’nın kitabına da Şerif aracılığıyla ulaştım.

                Yandım ela gözüne; yazarı tarafından “Toprak ve doğa sevgisini devraldığım babam Eyüp Kırnapcı’ya saygıyla” denilerek babasına adanmış..

                Çaycuma’daki yaşamı gelenekleriyle alıp, sözcük ve deyimleriyle, zaman içinde değişen sosyal yaşamı itina ile günümüze taşıyıp okuru bilgilendirmiş..  

                Yöredeki bayramlardan, düğünlere.! Görücü usulü evlilikten, kaçma, çalma, oturuvermeye.! İmecelerden köyde yaşamdan, çarşı-pazar, köy gezgincilerine.!  Çaycuma evlerinin yapısından, Çaycuma ve çevresinde değişen yaşamın sözcük ve deyimlere yansımasına kadar titizlikle yapılmış ciddi bir araştırma..

                Yukarıdaki eylemler sade bir dille okura ulaştırılırken, fotoğrafla desteklenmiş.. Yazar kitabında geçmiş dönemleri anlatırken o günlerin tanıklarını da kitabına konuk etmiş..

                Kitabın son bölümünde Çaycuma insanının kullandığını duyduğum, okuyunca hafızamdan silindiğini fark ettiğim kelime ve deyimleri titizlik içinde derlediği bölümü de ilgiyle okudum..

                Kırnapçı kitabı yazma amacını; “Gök kubbe altında insanlığın serüveni sürerken yaşadığımız bölgeye göz atalım istedik.. Kimi kez bir bütün kimi kez de parçalı olarak Çaycuma’da yakın geçmişten günümüze insan yaşamının kimi ayrıntılarını tanıklar, anılar ve yaşanmışlıklar üzerinden inceleyelim, yazalım ve bizden sonraya bir içli ses olarak bırakalım istedik.” Diyerek açıklamış..

                Hani bir güzelliği anlatmak için türkü tadında denir ya; “yandım ela gözüne” türkü tadında..

                *****

                Eşekten uçağa  kitabının yazarı Şerafettin Üstünkol yakinen tanıdığım, düşüncelerine ve dünya görüşüne saygı duyduğum bir büyüğüm..   

Kitap okuyucuyu bazen güldüren ama çoğu zaman düşündüren sade bir dille yazılmış “tarihsel hayattan gerçek hikayelerden” oluşuyor..  Sunuş bölümünün hemen başında “insanlar arasındaki bilgi aktarımının” önemi anlatılmış.. 

                Kitapta Üstünkol’un Çaycuma’nın Yakademirciler köyünde başlayan çocukluğundan bu güne anıları ve düşüncelerini kapsıyor..  

                Kitabın adında saklı, eşek sırtındaki köy anılarından, uçak yolculuğuyla süren bir seyahatname.. Bölümler halinde anlatılan yaşanmışlıklar, birbirine mühendis titizliği ile bağlanmış.Bu nedenle okurken sıkılmıyorsunuz…

                Sunuştan sonra “peyzaj nasıl yapılır?” başlığı ile anlatılan bölüm okura, kitabın genelinin mizaha dayalı olacağı düşüncesini veriyor.. Bu nedenle kitap  Zonguldak’ta efsane şahsiyet Yusuf Çebi (amca) nın verdiği tüyo ile başlamış..

                Kitabın bütününe baktığınızda bir köy çocuğunun sıfırdan zirveye de gelebileceğinin kanıtı niteliğinde.. 1950’li yıllarda Zonguldak’taki çevrenin, sosyal dayanışmanın ve en önemlisi ise bir babanın oğlunu yüreklendirmesinin de hikayesi aynı zamanda.. 

                Kitapta neler mi var..!

                Neler yok ki.. Köyde başlayan, Kilimlide devam eden çocukluk ve okul hayatı.. Kilimlide ortaokul sonrasında Zonguldak’ta, devam eden lise yılları.. O zamanki adıyla Ereğli Kömürler İşletmesindeki (E.K.İ) işçilik yaşamı.. Üniversite (ÖDTÜ) günleri,  Sendika çalışmaları ve bürokrasi ve politik yaşam.. Yurt dışı seyahatleri ve anıların konuşur gibi mizahla anlatımı..

                Dış gezilerde yaşadıklarını “bir yere kadar” yazıp, tadında bırakmış.. Kitapta adı geçenleri de bir anlamda korumaya almış.! Yurt dışında görüp öğrendiklerini “bilgi aktarımı” mantığı içinde okuyucuya taşımış..

                Bürokrasideki politik oyunları, politikacıların devlet kurumlarındaki tasarrufları, bürokraside atamaların nasıl yapıldığı, bürokratların politikacıların nasıl oyuncağı olduğunu, acık ve net bir dille okuyucuya sunmuş.. Kitabı okuduğunuz da bürokraside ve devlet yönetiminde görünenle gerçeğin farklı olduğunu anlıyorsunuz..   

                Kitabın öneriler bölümünde yazılanlar düşündürücü ve üzücü.. Özellikle 247-255 sayfaları arasında “TTK için yeni bir kadro gerek” başlığı ile yaşananlar, TTK’nın ve Zonguldak’ın en büyük talihsizliği.. Siyasetin TTK gibi kuruluşları nasıl bitirip tükettiğini, çarpıcı bir dinle anlatıyor..

                Sonuç olarak köşeme taşıyıp, tanıtmaya çalıştığım iki kitap yoğun bir emeğin ürünü.. Özellikle genç kuşakların Çaycuma ve Zonguldak’ta yaşananların, nereden geldiklerini öğrenmeleri için  tarihi bir belge niteliğinde..

                Şerafettin Ağabey kitabın sunuş bölümünde yazma amacını anlatırken; ”Bilgi aktarımı konusunda bu kadar şikayet etmişken, çok şey yaşamış olan 68 kuşağının bir ferdi olarak ben de üstüme düşeni yapmak istedim..  Yani hiç olmazsa bizden sonraki nesillere yaşadıklarımızı ve deneyimlerimizi, nerelerden nerelere nasıl geldiğimizi anlatmakta fayda gördüm.” Ülkemizde ve dünyada kitap okuma ve yazma sayılarına değindikten sonra “Birileri kitap yazsın diye beklemek çok doğru değildir. Bu nedenle başkalarından bekleyeceğime bende bir şeyler yazayım istedim. ” Diyor…

                İyi ki istedin, sayende eşekten uçağa nasıl terfi edilir öğrenmiş olduk..

 

                TURGUT GÜVEN