KADINLAR NEDEN SUSUYOR SANIYORSUNUZ?

Bir kadın neden yıllarca susar?

Neden ilk tokatta gitmez?

Neden ilk hakarette kapıyı çekip çıkmaz?

Neden polise gitmez?

Neden yardım istemez?

Bu soruların cevabını anlamadan, bu ülkede kadına yönelik şiddeti anlamamız mümkün değil.

Çünkü kadınlar çoğu zaman korktukları için susar.

Yalnız kalmaktan değil...

Öldürülmekten korktukları için.

Çocuklarına zarar verilmesinden korktukları için.

Şiddet gördükleri kişinin daha kötüsünü yapmasından korktukları için.

Yıllardır kadınlara dönüp aynı soruyu soruyoruz:

"Neden sustun?"

Belki artık başka bir soru sormanın zamanı gelmiştir:

"Kadınlar neden konuşmaya cesaret edemiyor?"

Geçtiğimiz günlerde Zonguldak'ta görev yapan Fen Bilgisi Öğretmeni Elif Uçar'ın sosyal medya paylaşımıyla yaşadığı çaresizliği okuduk.

Bir öğretmen...

Yüzlerce öğrenci yetiştiren, geleceğe ışık tutan bir eğitimci...

Tam beş yıl boyunca şiddete maruz kaldığını söylüyor.

Beş yıl...

Dile kolay.

Bir insanın her gün korkuyla yaşaması, her gün aşağılanması, her gün yarın ne olacağını düşünerek uyuması...

Ve buna rağmen susması.

Peki neden sustu?

Kendi ifadeleriyle cevap veriyor:

"Çocuğum için."

Türkiye'de binlerce kadının ortak cümlesi bu.

Çocuğu için...

Yuvası dağılsın istemediği için...

Daha büyük bir şiddetle karşılaşmaktan korktuğu için...

Öldürülmekten korktuğu için...

Susuyorlar.

Ama acı olan şu ki; çoğu zaman sustuklarında da kurtulamıyorlar.

Konuştuklarında da...

Boşandıklarında da...

Yeni bir hayat kurmaya çalıştıklarında da...

Elif Uçar'ın anlattıkları tam da bunu gösteriyor.

Boşanmış.

Hayatına devam etmeye çalışmış.

Oğlu ile yeni bir düzen kurmaya çalışmış.

Ama tehditler bitmemiş.

Baskılar bitmemiş.

Korku bitmemiş.

Demek ki mesele sadece boşanmak değil.

Demek ki mesele sadece uzaklaşmak değil.

Demek ki kadınların önünde gerçek anlamda güvenli bir çıkış yolu oluşturamıyoruz.

İşte tam da burada devletin, yargının ve toplumun kendisine dönüp bakması gerekiyor.

Çünkü kadınlar yalnızca şiddetten değil, şiddet sonrası süreçten de korkuyor.

Koruma kararlarının yeterince uygulanmadığını düşündüklerinde korkuyor.

Defalarca şikâyette bulunup sonuç alamadıklarında korkuyor.

Tehdit edenlerin ellerini kollarını sallayarak dolaştığını gördüklerinde korkuyor.

Ve ne yazık ki bazı kadınlar, haklı çıkmak için ölmek zorunda kalıyor.

Gazete sayfalarında, televizyon ekranlarında, sosyal medyada her gün benzer haberleri görüyorsunuz.

"Defalarca şikâyet etmişti..."

"Koruma kararı vardı..."

"Ölüm tehdidi aldığını söylemişti..."

Sonra bir gün o kadın hayatta olmuyor.

Ardından herkes aynı cümleyi kuruyor:

"Keşke önlenebilseydi."

Oysa mesele keşke demek değil.

Mesele, kadınlar o noktaya gelmeden gereken önlemlerin alınabilmesi.

Şiddet uygulayanların gerçekten caydırıcı yaptırımlarla karşılaşması.

Kadının kendisini yalnız hissetmemesi.

Adaletin yalnızca karar veren değil, koruyan bir mekanizma olduğuna inanabilmesi.

Bugün Elif Uçar konuştu.

Ama konuşamayan binlerce kadın var.

Belki komşunuz.

Belki iş arkadaşınız.

Belki yakın bir akrabanız.

Belki her gün yanınızdan geçip giden bir kadın.

Sessiz olmaları güçlü oldukları anlamına gelmiyor.

Çaresiz bırakıldıkları anlamına geliyor.

Bir kadının yıllarca şiddete rağmen susmak zorunda kalması utançtır.

Bir kadının boşandıktan sonra bile korkuyla yaşaması utançtır.

Bir kadının yardım istediğinde kendisini güvende hissedememesi utançtır.

Ve asıl utanması gerekenler; şiddet gören kadınlar değil, onları bu korkunun içinde yaşamaya mahkûm edenlerdir.

Hiçbir kadın hayatta kalabilmek için susmak zorunda bırakılmamalıdır.